Tek Kolona Kurulan Hayatlar

Haziran 13, 2026

Düşmüş Melek (The Fallen Angel)
  

  Bazı insanlar vardır, çok severler, çok bağlanırlar. Ben de onlardan biriyim. Esasında başlarda her şey güzel olur, sonrasında büyük bir hüsran. Hayatınızı unutup birini hayatınız yaparsanız, hayatınız biter. Bir binayı tek kolona bağlarsanız, o kolon gittiği gibi geriye sadece enkaz kalır.

İnsan bunu en başta anlayamaz. Çünkü sevgi geldiğinde mantık sessizleşir. Birinin gözlerine bakarken geleceğini görürsün, sesini duyarken huzuru bulduğunu sanırsın. Her gününü onunla paylaşmak, her anını ona anlatmak istersin. Zamanla fark etmeden kendi hayatından parçalar koparıp onun hayatına eklersin. Sevdiğin müziği bırakırsın, alışkanlıklarını değiştirirsin, hayallerini bile onun hayallerine göre şekillendirirsin. Ve bunu fedakarlık sanırsın. Oysa çoğu zaman bu, kendinden vazgeçmenin sessiz bir başlangıcıdır.

Bir gün gelir ve her şey değişir. Ne büyük bir kavga olur ne de gökyüzü ikiye ayrılır. Bazen sadece bir yabancı gibi konuşmaya başlar. Eskiden saatlerce süren sohbetler birkaç dakikaya düşer. Merak ettiği şeyler azalır. Sesindeki sıcaklık eksilir. Ve sen bunu fark ettiğin halde görmezden gelmeye çalışırsın. Çünkü insan bazı gerçekleri kabul etmek yerine kendini kandırmayı tercih eder.

Sonra daha çok çabalarsın. Daha anlayışlı olmaya çalışırsın. Daha çok seversin. Daha çok alttan alırsın. Daha çok beklersin. Ama bazı savaşlar vardır ki tek kişi veremez. Bir ilişkiyi ayakta tutmak için iki insan gerekir. Birinin bıraktığı yerden diğerinin taşıması mümkün değildir. Çünkü sevgi sırtlanılacak bir yük değil, birlikte yürünecek bir yoldur.

En acısı da şudur; bir insanı kaybetmeden önce kaybetmeye başladığını hissedersin. Mesafeyi hissedersin. Soğukluğu hissedersin. Eskisi gibi olmadığını anlarsın. Ama yine de umut etmeye devam edersin. Çünkü insan sevdiği kişiden vazgeçmek istemez. Belki düzelir dersin. Belki yorulmuştur dersin. Belki zamana ihtiyacı vardır dersin. Kendine yüzlerce bahane bulursun ama kalbin gerçeği çoktan öğrenmiştir.

Ve sonunda o gün gelir. Belki kısa bir mesajla, belki birkaç cümleyle, belki de sessizce biter her şey. O an sadece bir insan gitmez hayatından. Onunla kurduğun gelecek gider. Birlikte gitmeyi düşündüğün yollar gider. Kurduğun hayaller gider. İçinde yaşattığın ihtimaller gider. İnsan aslında birini kaybettiğinde sadece onu değil, onunla olabileceği kişiyi de kaybeder.

O zaman anlıyorsun bazı düşüşlerin gürültüsüz olduğunu. Gökyüzünden kovulan bir meleğin çığlığı gibi değil, kimsenin duymadığı bir sessizlik gibi. Bir zamanlar cenneti gözlerinde taşıyan biri, şimdi kendi küllerinin arasında oturuyordur. Gururu kırılmıştır, inancı yaralanmıştır ama hâlâ kalbinin en derin yerinde sönmemiş bir kıvılcım vardır. Çünkü insan bazen kaybettiği için değil, bütün varlığını tek bir yere adadığı için düşer. Ve bazı düşüşler vardır ki yere çarptığında değil, ayağa kalkmaya çalıştığında canını yakar.

İnsanlara iyi olduğunu söylersin ama içinde sessiz bir savaş devam eder. Gülersin ama eksik gülersin. Kalabalıklara karışırsın ama yalnız hissedersin. Çünkü bazı yaralar dışarıdan görünmez. En çok kanayan yerler, kimsenin göremediği yerlerdir.

Sonra kendini suçlamaya başlarsın. Daha farklı olsaydım kalır mıydı dersin. Daha çok sevseydim gider miydi dersin. Daha az hata yapsaydım değişir miydi dersin. Oysa bazı insanlar ne yaparsan yap gitmeye karar vermiştir. Bazı ayrılıklar senin eksikliğinden değil, onların yolunun başka yere çıkmasındandır.

Zaman geçer. Acı azalmaz belki ama şekil değiştirir. İlk zamanlar nefes aldırmayan şey, sonraları sadece içini sızlatan bir anıya dönüşür. İsmini duyduğunda kalbin eskisi kadar hızlı çarpmaz. Fotoğraflarına baktığında dünyanın sonu gelmez. Çünkü insanın en büyük özelliği alışabilmesidir. En büyük laneti de budur zaten.

Bir gün aynaya baktığında kendini yeniden görmeye başlarsın. Onun için vazgeçtiğin şeyleri hatırlarsın. Ertelediğin hayalleri, susturduğun yanlarını, unuttuğun kendini... Ve anlarsın ki bir başkasını severken kendini kaybetmişsin.

İşte o gün gerçek iyileşme başlar. Çünkü insan birini unutunca değil, kendini yeniden bulunca toparlanır. Kaybettiğin kişi geri gelmese bile sen geri dönersin. Kendi ruhuna, kendi hayatına, kendi yoluna dönersin.

Şimdi dönüp geriye baktığımda şunu görüyorum; bir insanı sevmek güzeldi, hem de çok güzeldi. Ama bir insanı hayatının merkezi yapmak, bütün mutluluğunu onun varlığına bağlamak yapılabilecek en büyük hatalardan biriydi. Çünkü insanlar gelir, insanlar gider. Sözler değişir, duygular değişir, hayat değişir. Ama insanın kendisiyle olan ilişkisi kalır.

Bu yüzden artık kimseyi hayatım yapmam. Severim, değer veririm, uğruna mücadele ederim. Ama kendi hayatımın başrolünü kimseye teslim etmem. Çünkü bir insan giderse canım yanabilir, kalbim kırılabilir, gecelerim zor geçebilir. Ama ben yıkılmam. Çünkü artık bütün binayı tek bir kolona yaslamıyorum.

Bazı insanlar gelir ve bize sevgiyi öğretir. Bazıları gider ve bize kendimizi öğretir. Gidenler her zaman kötü insanlar değildir. Bazen sadece bize en ağır dersleri veren öğretmenlerdir. Ve bazı derslerin bedeli gözyaşıyla ödenir.

Bir insanı kaybetmek acıdır.

Kendini kaybetmek ise felakettir.

ÖSTK

.

0 yorum