![]() |
Vincent van Gogh-Buğday Tarlası ve Kargalar–1890
Dışarıdan bakınca normal biriyim işte. Gülüyorum bazen, şaka yapıyorum, ortamda takılıyorum ama kimse kafamın içini bilmiyor. Zaten bilseler de ne olacak? Bu çağda kimse kimsenin derdini gerçekten taşımıyor. Herkes kendi kafayı yemişliğini gizleme peşinde. Millet sosyal medyada mutlu rolü kesiyor, gece yatağa geçince tavana bakıp kendiyle kavga ediyor. Toplum dediğin şey biraz toplu yalnızlık zaten.
Bir de insanın kendine siniri oluyor. Sürekli “toparlan artık” diyorsun kendine. “Bu kadar düşünme, takma, geçer” diyorsun ama geçmiyor işte. İçimde sanki sürekli çalışan bir motor var. Durmuyor. Sessizlikte bile beynim susmuyor. Yoruluyorum ama dinlenemiyorum. İnsan kendi kafasının içinde mahsur kalır mı? Kalıyormuş.
Bazen gerçekten biri beni anlasın istiyorum ama sonra düşünüyorum… İnsanlar kendini bile anlamıyor ki beni ne anlayacaklar. Herkes yarım. Herkes kırık. Herkesin içinde bastırdığı şeyler var. Kimisi parayla kapatıyor üstünü, kimisi ilişkiyle, kimisi gereksiz ego kasarak. Kimisi de benim gibi susarak.
En kötüsü de şu galiba:
Bir süre sonra mutsuzluk bile normal geliyor. Sabah kalkıyorsun, günü geçiriyorsun, gece yine aynı boşluk. Ve bunu kimse fark etmiyor çünkü sen “iyiyim” rolünü fazla iyi oynamayı öğrenmişsin. Trajikomik tarafı da bu zaten. İnsan yardım isteyemeyecek kadar içine kapanıyor.
Ben bazen gerçekten kaybolmuş gibi hissediyorum. Sanki hayat ilerliyor ama ben aynı yerde kalmışım gibi. İnsanlarla konuşuyorum ama her şey yüzeysel. Kimse kimsenin içine inmiyor artık. Çünkü herkes korkuyor. Samimiyetten korkuyor, kırılmaktan korkuyor, gerçek olmaktan korkuyor.
Sonra dönüp kendime bakıyorum.
Koskoca hayatın içinde küçücük bir odada, kendi kafamın yankısıyla yaşamaya çalışıyorum.
Bu nereye kadar devam eder bilmiyorum ama ya da boşver ya...
- Mayıs 18, 2026
- 0 Yorumlar
