İnsan bazen hayatın içine doğduğunu sanıyor ama meğer bir zindana uyanıyormuş. Duvarları taştan değil, alışkanlıktan. Kapıları kilitli değil, korkudan. Dışarıda gökyüzü var diyorlar ama biz hep tavana bakıyoruz. Özgürlüğü bir masal gibi anlatıyorlar, yaşamak yerine katlanmayı öğretiyorlar. Ben buna yaşamak demiyorum artık, sadece sürmek diyorum.
Aşkı da öyle bir yere koymuşlar ki… sözde ruhun en özgür hali olacak, ama bazı aşklar var, insanı kendi kalbinde mahkûm ediyor. Kavuşamayan sevdaları gördükçe şunu düşünüyorum: İki insan birbirini bu kadar severken nasıl bu kadar ayrı kalabilir? Aynı gökyüzüne bakıp başka yıldızlara düşmek nasıl mümkün olur? Aşk dediğin kaçış kapısı olmalıydı, bazen en dar hücre oluyor.
İnsan her şeye alışırmış… Evet, alışır. Ama alışmak iyileşmek değildir. Alışmak, acıyı sessizce içeri almaktır. Ben sessizleşmek istemiyorum. Ben kalbimin sesini kaybetmek istemiyorum. O yüzden penguen gibi yürüyeceğim galiba. Hani nereye gittiğini bilmeden ama durursa donacağını bilerek yürüyenlerden… Arkama bakarsam içim donar, kalırsam ruhum donar. O yüzden yürüyorum.
Zindanın kapısını tek başıma açmak istemiyorum. Sevdiğim insanın adı anahtar gibi duruyor cebimde. Hayatı terk etmiyorum aslında, bu halini terk ediyorum. Duvarlarını, suskunluklarını, “olmaz”larını… Belki özgürlük mutluluk değildir, belki de zor bir yalnızlıktır. Ama şunu biliyorum: Sevdiğinle zincir kırmak, tek başına hücrede güçlü olmaktan daha gerçek.Gerçekler her zamn ylanlardan daha iyidir.Ben yalan sevmem.
Bazen diyorum ki, belki de bazı aşklar kavuşmak için değil, yürümeyi öğretmek için vardır. Belki de bazı hayatlar yaşanmak için değil, içinden çıkılmak için yazılmıştır. Ve ben, her şeyden vazgeçmiş gibi görünüp aslında iki şeyden vazgeçmeyeceğim: kalbimden ve özgürlükten.
- DERMAN(ÖSTK)
- Şubat 02, 2026
- 0 Yorumlar
